Nöbetçi idari memur görev tanımı (görev ve yetkileri)


NÖBETÇİ MEMUR GÖREV VE YETKİLERİ


a)      Nöbetçi idari memur, çalışma saati dışında, kurum kadrosunda bulunan bütün idari memurların görevlerini üzerine alır.
b)      Teknisyenle birlikte hastanenin bütün bölümlerini dolaşarak idari ve teknik arızaların giderilmesini sağlar.
c)      Önemli hallerde nöbetçi uzmanı durumdan haberdar ederek onun bilgisi dahilinde hareket eder.
d)      Cenaze işlemlerini takip eder.
e)      Hastaların para ve kıymetli eşyalarını emanete alır.


Konuyla ilgili aramalar: nöbetçi memur görevi nedir , nöbetçi memur görev tanımı , nöbetçi memur görev ve yetkileri nelerdir , nöbetçi memur sorumlulukları

--> HASTANE GÖREV TANIMLARI ANA SAYFASINA DÖN <--

Nöbetçi Memur Görev Tanımını İndir

Saç dökülmesine kesin çözüm, saç dökülmesine neler iyi gelir?

saç dökülmesine kesin çözüm

Öncelikle saç dökülmeniz genetik ise şu an için bu dökülmeyi durduracak 2 adet FDA onaylı (Amerikan Gıda ve Sağlık Örgütü) ürün var piyasada. Finasterid adlı etken maddeyi içerisinde barındıran Propecia ve Proscar adlı iki üründe aynı etkiyi gösteriyor. Propecia piyasada saç dökülmesine karşı ilaç olarak 28 tabletlik kutuda satılıyor ve her tabletinde 1 mg finasterid içeriyor. Proscar da prostat ilacı olarak 28 tabletlik kutuda satılıyor ve her tablet 5 mg finasterid içeriyor. Propecia fiyatı 80 tl civarında iken, Proscar adlı ilaç 5 kat daha fazla finasterid içerdiği halde 20 tl gibi bir fiyattan satılıyor. Burada kafalarda soru işaretleri oluşmakta??? Acaba propecia daha mı kaliteli? Proscar işe yaramıyor mu? Hiç alakası yok. Merck & Co adlı ilaç firması ilk olarak 5 miligramlık dozlarda Proscar markası altında üretiyordu ve satıyordu. Zaman içerisinde Finasteridin saç fölikillerinin yok olmasına da neden olan bir androjen olan DHT'nin (dehidrotesteron) oluşumunu engellediğini keşfetmiş ve 1997 yılında saç dökülmesine karşı da kullanmak üzere FDA tarafından onaylatıp Propecia (Propecia Finasterid) adı altında ruhsat alıp satışa sunmuştur. Proscar alıp tabletleri 4 e bölerek kullanabilirseniz hem 4 kat az ödemiş hem 4 kat fazla kullanmış olursunuz. Yani altı aylık propecia nın size maliyeti yaklaşık 500 tl iken, altı aylık proscarın maliyeti 40 tl yi bile bulmayacaktır. Ama ben tableti bölmekle uğraşamam diyorsanız o ayrı tabi :) İki ilacı da eczanelerde bulabilirsiniz. Yoksa bile söyleyip eczacınızdan talep edebilirsiniz. Bu ilacı günde bir kez kullanacaksınız. Aç veya tok almak önemli değil ama hergün aynı saatte alırsanız iyi olur. İnternet üzerinde bu ilacın yan etkileri üzerinde çok fazla şey atılıp tutulmaktadır. Unutulmamalıdır ki hemen her ilacın yan etkisi vardır. Bu ilacın da 1000 de 1 de ola yan etkisi olur. İlacı yıllarca kullanmış kişilerden bile yıllarca kullandıktan sonra hiç yan etki görmediği halde internette yan etkilerini okuyup korkup bırakanlar olmuştur. Cinsel istekte azalma, sperm sayısında azalma, memelerde büyüme gibi etkilerden söz edilmektedir. Bu yan etkilerin olduğu ama çok abartıldığı barizdir. İlacı tavsiye eden doktorların çoğuna yan etkiler dolayısıyla dönen olmamıştır. Yan etki olsa bile ilaç bırakıldığında yan etki sona ermektedir. İlacı bıraktığında da yan etkinin devam etmesi de yine 1000 de 1 ihtimaldir. Ben kullanıyorum ve kullanan bir çok kişi tanıyorum. Kimsede hiçbir problem yaşamadı. Kel kalmak sizin içinde büyük bir korku ise bu korkuyla yaşayacağınıza kullanmanızı tavsiye ederim. Kendinize olan güveniniz artacak ve saçlarınızın her yıkamada ellerinizde kalmasından duyduğunuz üzüntünüz sona erecektir. Bu yazıyı yazıyorum çünkü bu korkuyla yaşamayın istiyorum. Tavsiyeme uyup kullananlar neticeyi buraya yazarsa sevinirim.

Önemli Not: Bu ürün erkeklerin kullanımına özeldir. Bayanların kullanmayı bırakın tabletlere bile dokunması sakıncalıdır.

Finasterid ne kadar sürede saç dökülmesini durdurur?
İlacı en az 3 ay kullanmanız gerekmekte. Üç aydan önce bir şey beklemeyin ve birazcık sabredin. 4üncü ayın başlarında saç dökülmesi duracaktır. Bundan sonra da kullanmaya devam ederseniz saçlarınız hacim kazanacaktır. Hacim kazandığında daha sık görünecektir zaten. Ben daha bir yıla tamamlayamadım tedaviye devam ediyorum ama bir yıl onunda saç çıkarttığı da bilinmektedir. İnş. bekleyip göreceğiz. Kullanmaya başlamadan önce ve sonrası resimlerini de bir kaç gün sonra burda paylaşacağım. sitemi takip ederek farkı görebilirsiniz.

Finasterid e takviye olarak başka ürünler kullanılabilir mi?
Bu ürüne destek olarak eğer maddi gücünüz yeterliyse ve kullanma zahmetine katlanırsanız minoxidil içerikli spreyleri de kullanarak daha iyi etkiler alabilirsiniz (Rogaine foam ve Kırkland minoxidil gibi ürünler).

Not: hastaneciyiz.blogspot.com bloğunun yukarıda bahsi geçen-geçmeyen hiçbir firmayla ilişkisi yoktur. Burada yazılanlar kişisel deneyim ve bu yöndeki araştırmaların bağımsız şekilde aktarılmasından ibarettir. Sağlıklı günler dilerim...

Aşağıda ise diğer kaynaklardan derlenen saç dökülmesine karşı doğal tedavi yöntemleri bulunmaktadır:

Saçlarınız matlaştı, kepek sorununuz var ve kaşını­yor mu? İşte bitkilerle doğal çözümler...

1. Şerbetçiotu kozalağı, devetabanı karışımı: Kepekleri temiz­ler, kan dolaşımını hızlandırır, saç dökülmesini durdu­rur.
2 kaşık devetabanı yaprak­ları, 2 kaşık meşe kabuğu, 2 kaşık şerbet­çi otu kozalağı, 1 kaşık nane
Bitki­lerin üzerine 2 litre kaynar su ekleyin, üzeri­ni kapatıp 2 saat demlendirin. Saçlarınızı bu karışımla yıka­yın ve kendi halinde kuruma­ya bırakın.

2. Isırgan otu kökü ve Latin çiçeği meyve­leri karışımı: Kan dolaşımını hızlan­dırır ve kepek oluşumunu ön­ler.
Eşit miktarda ısırgan kökü ve latin çiçeği meyve­lerini karıştırın, 0.5 litre alkol ekleyin, 1 ay bekletin. 5 günde bir şişeyi çalka­layarak karıştırın. Haftada 2 defa uygulayın.

3. Isırgan otu: Saç derisi kaşıntısı­na karşı.
250 ml elma sirkesini kaynama derecesi­ne kadar ısıtın ve içine bir avuç dolusu ince kıyılmış ısırgan otu yaprağı ekle­yin. Soğuyana kadar demlendikten sonra süzün. Kafa derisine masaj yaparak durula­yın.

4. Devetabanı, papatya ve sarı kantaron:
2 kaşık Devetabanı yaprak­ları, 1 kaşık Sarı kantaron, 2 kaşık Papatya
Bitkileri karıştırın, 1 litre sıcak su ekleyin, demlen­dirin, soğumaya bıra­kın. Bir pamuk yardımıyla saç derisine uygula­yın. Saçlarınızı yıkamadan kurumaya bırakın, bu karışımı hafta­da en fazla 2-3 kez kullana­bilirsiniz.

ISIRGANDAN MASKE

5. Atkuyruğu ve ısırgan otu kökü karışımı:
1 kaşık Tarla at kuyruğu, 1 kaşık Isırgan kö­kü
Bitkilerin üzerine 5 kaşık alkol ekle­yin, kapatın, karanlık bir yerde 1 hafta muhafaza edin. Sonra süzgeçten geçirin. Saçlarınızı yıkamadan önce pamuk yardımıyla maske ola­rak uygulayın.

6 Pıtrak ve devetabanı karışımı: Saçların ipeksi, dolgun olma­sı için kullanılır.
3 kaşık Pıtrak otu, 2 kaşık Devetabanı yaprağı, 1 kaşık Ihlamur çiçeği, 1 kaşık Nane yaprağı ve çiçe­ği
Bitkilerin üzerine 1 litre sıcak su ekle­yin, kapağını kapatın, 40 dakika demlendirin, ılık karışımla saçınızı yıka­yın.

7. Havuçlu limonlu karışım: Mide, böbrek rahatsızlığın­dan dolayı saç sorunu yaşayanlar kullana­bilir
3 kaşık havuç suyu, 6 damla limon suyu
Karıştırın ve saçları sorunlu uza­yan çocuklarınıza içirin. Havucu bol miktarda kullanın, haşla­yın, havuç köfteleri yapın, havuç çayı demle­yin. İç organ rahatsızlığından dolayı saçları sorunlu uzayan kişi­lerde kullanın.

8. Kırmızı biber reçetesi: Kan dolaşımını hızlandırır, saçları canlan­dırır.
Saçlarınız hızla dökülüyor­sa sıradakileri uygulayın: 1 ölçü kırmızı sivri biberin üzerine 8 ölçü alkol ekleyin, 25 gün karan­lık bir yerde dinlendirin, 5 günde bir çalkalayarak karıştırın. Süzün. Karışım­dan bir miktar alın, üzerine 10 ölçü su ekleyin karıştırın. Pamukla saç derisine uygula­yın.

YUMURTAYLA YIKAYIN

9. Yumurta sarısı ve akı:
Saçları yumurta sarısı ve akıyla yıkayabilir­siniz. Saçlarınızı ılık suyla ıslatın ve saç derinize yumurta karışımı­nı sürün. 5 dakika bekletin. Daha sonra aşağıda­ki şekilde hazırlanmış çay­la saçınızı yıkayın.
1 tatlı kaşığı Gül yaprağı, 1 tatlı kaşığı Nane 1 tatlı kaşığı Adaçayı
Bitkilerin üzerine 300 ml kay­nar su ekleyin ve 5 dk bekletin. Saçlarınızı bu çayla yıkayın. Kurutmayın, kendi hali­ne bırakın.

Konuyla ilgili aramalar: saç dökülmesi , propecia mı proscar mı , saç dökülmesine bitkisel çözüm , saç dökülmesine kesin çözüm , saç dökülmesi nasıl önlenir , saçlarım çok dökülüyor , saç dökülmesini nasıl durdurabilirim , kelliğe çözüm , kelliğe çare bulundu , kelliğe kesin çözüm , propecia kullananların yorumları , kel kalmak istemiyorum , saçlarım dökülüyor ne yapmalıyım , saçlarım dökülüyor ne yapabilirim , saç dökülmesine son

Yüksek topuklu ayakkabıların zararları nelerdir?

yüksek topuklu ayakkabıların zararları

1-Yüksek topuklu ve gösterişli ayakkabıların, ayak sağlığını bozduğu­nu belirten uzmanlar, "yanlış ayakkabı seçmeyin" uyarısında bulunuyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Türkmen, "Bilinçli ayakkabı seçi­mi ile oluşabilecek bazı sağlık sorunları­nı engellemek mümkün. Dikkat etmeniz gereken ayağınızın şekline uygun ayakkabılar seçmek­tir" dedi.

İnsan vücudunda en büyük yükü ayakların çektiği­ni, yürürken, koşarken ayağa binen yükün iki, üç katına çıktığını belir­ten Prof. Metin Türkmen, "Giyilen ayakkabıda bir problem varsa, ayağa yüklenen bu basınç, çok daha faz­la rahatsızlık veriyor. Aslında ayakkabı, ayağı yerden gelen darbe­lere ve bu yüke karşı korumak için icat edilen bir ürün. Günümüzde ise o kadar çok gösteriş amaçlı kullanılı­yor ki ayak sağlığı bozuluyor" dedi.

"Ayakkabının gösteriş unsuru olarak kullanıl­ması eskiye dayanıyor" diyen Prof. Dr. Metin Türkmen, ayakkabılarla ilgili ilginç bilgi­ler veriyor:
"Bir ara ayakkabıların burunları, asaletin göster­gesi olarak kullanılmış ve o kadar uzatılmış ki, bu uzun burun­ları kullanabilmek için özel bağcıklarla dize asmak gerekmiştir. O günden bugüne özel­likle kadın ayakkabılarında, ayak sağlığı için sakıncalı modeller kullanılmak­tadır. Bunun sonucunda nasırdan tırnak batmasına kadar bir­çok problem kadınlarda görülmekte­dir"

"Gün içinde devamlı yürüyerek çalışan ve saatte 6 kilometre hızla yürü­yen bir insan, gün boyunca toplam bin ton yük basmakta­dır. Attığı adımların sayısını da düşünürsek, ayağın ne kadar yük altın­da, ne kadar çok şekil değiştirdiğini kolaylıkla tahmin ede­biliriz. Uzunluğu değişir, tabanının eni-boyu değişir, uzun ve enine kavis­leri değişir, esner bükülür, tekrar doğrulur. İşte bütün bu iş­leri yaparken onu içine hapsettiğimiz ayakkabı, eğer bu işleri yapmasına katkı sağ­lamıyor, aksine engel oluyor ise, işte o zaman sorun başlıyor demektir" şeklin­de konuştu.

ERKEK AYAKKABILARI DAHA SAĞLIKLI
Ayak sağlığı yönünden kadınların çok daha fazla sıkıntı yaşadı­ğını anlatan Prof. Dr. Metin Türkmen, "Zenne' modeli denilen bayan ayakkabı­larında, bilekteki kilit sistemi kaldırıldığı için, ayakkabıyı ayakta tutabilmek zorlaş­mış ve kilit sistemi ayakkabının önüne kaydırılmış ve rahatça hareket etmesi gereken parmak­ların olduğu alana getirilmiştir. Böylece ayaktaki normal yük dağılımı engellenmiş, parmaklar hem sıkıştırıl­mış hem fonksiyonları engellenmiştir. Ayrıca dizin duruşu da bozul­muş ve uzun vadede o bölgelerde de şikayetlere zemin hazırlanmıştır. Ayak sağlığı için en faydalı ayakkabı ise erkek model­leri. Erkek ayakkabılarındaki topuk haz­nesi olması ile ayağın topuk-bilek kısmı tespit ediliyor. Bu da ayak sağlığını olumlu etki­liyor"

Türkmen'e göre, ayak ile ayakkabı arasında uyumsuz­luk yaşanması halinde, bazı şikayetler ortaya çıkıyor, hem de mevcut bazı durum­lar ilerliyor. Prof. Dr. Türkmen, görülen problem konusunda şunları söylü­yor:

"Nasır, çekiç parmak deformitesi ve tırnak batması sadece ayakkabının şekli ile ilgili olarak ortaya çıkar. 'Halluks valgus' denilen ve baş parma­ğın dışa doğru anormal derecede açılanması ile karakterize hastalıkta da, dar ayakkabı model­leri ile hızlı bir ilerleyiş görülür"

2 ) İnce ve topuklu ayakkabı ayak ağrısı yapıyor
Gün boyu vücudun bütün ağırlığını taşıyan ayaklar, doğru ayakkabı giyil­mediği için büyük zarar görüyor. Özellikle son dönemler­de moda olan ince ve topuklu ayakkabılar kadınların ayaklarında şekil bozukluğu başta ol­mak üzere çeşitli rahatsızlıklara sebep oluyor.
Ayak ağrısı çeken beş kişiden dördü­nün kadın olduğunu kaydeden Ortopedist Doktor Umur Aydoğan, topuklu ayakkabı­ların mümkün olduğunca geniş tabanlı olması gerektiği­ni ifade etti.
Doktor Aydoğan, “Her adımda vücut ağırlığımızın yüzde ellisi ayağımı­zın ön tarafına, yüzde ellisi de topuğumuza yüklenir. Ayakkabının topuğu ne kadar yüksek olur­sa ayağın önündeki yük de buna bağlı olarak ar­tar.” diye konuştu. Özellikle topuklu ayakkabı giyiminin uzun vadede ciddi problemler oluştu­racağına değinen Umur Aydoğan, uygun olmayan ayakkabı kullanımı nedeniyle tarak kemiği­ne uygulanan yüksek basıncın ağrılara ve nasırlara sebep olduğunu vurguladı. Türk halkın­da büyük çaplı ortopedik deformasyon görüldüğünü kaydeden Aydoğan’a göre en sık karşı­laşılan problem parmaklarda şekil bozukluğu. Özellikle sivri burunlu ayakkabılarda parmak­ların üst üste binmesine ve doğal duruşunun bozulmasına yol açıyor. Birçok insanın gerçek ayak numarasını bilmediği­ni öne süren ortopedi uzmanı, doğru ölçünün ayağın üç farklı yerinden ölçülmesiy­le mümkün olduğunu söyledi. Ayağın en uzun parmağa göre, tarak kısmına ve iç kavis uzunluğu­na göre ölçülmesi gerektiğini ifade etti.

hamaratkadin.com

Konuyla ilgili diğer kaynak (habervitrini.com)

Modacıların vazgeçilmez zarafet unsuru yüksek topuklu ayakkabı­lar ayak sağlığına zarar veriyor. Ayaklarda kemik çıkıntısı oluşa­biliyor.

Kadınların vazgeçilmez tutkuların­dan biri olan, güzel, şık ve bakımlı kadının kıyafetinin en büyük tamamlayıcısı ayakkabıları­nızı seçerken ne kadar dikkat ediyorsunuz? Son yıllarda modanın en gözde aksesuarı hali­ne gelen yüksek topuklu ayakkabıları şık olmak için giyerken ayak sağlığınızdan olabilir­siniz.

KEMİK ÇIKINTISI OLUŞUYOR
Çamlıca Medicana Hastanesi Ortopedi Kliniği'nden Dr. Korkut Kasapbaşı; yüksek topuklu ve sivri burunlu dar ayakkabıların giyil­mesi sonucunda kadınlarda çarpık başparmak ve baş parmakta kemik çıkıntısının oluştu­ğunu belirtti ve ekledi: "40 yaş altı bayanlar ayakkabı seçerken genellikle moda­ya ve ayakkabının şekline önem veriyor­lar. Sert, sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabı­ları tercih ediyorlar. 40 yaş üzerinde ise genelde geçmiş­te giyilen yanlış ayakkabılar sonucu ayak sorun­ları ortaya çıkmaya başladığı için ayakkabı seçiminde görünüş­ten ziyade rahatlık ön plana çıkmakta­dır."

ALÇAK TOPUK GİYİLMELİ
Dr. Kasapbaşı; ayak sağlığı için, ayak şekline ve yuvarlak burunlu, 2.5-3.5 cm topuklu ayakkabıların seçilmesi uygun olacağını söyledi.

Konuyla ilgili bir diğer kaynak (Amerikan Hastanesi Basın Bülteni)

Günümüzde ayak bilek burkulmalarına, ayak ağrıları­na, su toplamalarına sebep olmasına rağmen moda olan sıkı ve yüksek topuklu ayakkabılar kadınlar tarafın­dan giyilmektedir. Şarkıcılar ve dans eden sanatçılar gösteri­ler ve şovlar sırasında dev ayakkabılar giymektedir­ler. Bunların arasında şovlarda 25cm’e kadar yükseklik­te topuklu ayakkabı giyenler bile vardır. Yapılan bir araştırma­da ekonomik olarak kötü dönemlerde, 1930 ve 1970lerde, Ameri­ka’da topuk yüksekliğinin arttığı bulunmuştur. Bunun bir kaçış yolu olabileceği düşünülmüş­tür. Topuklu giymek bacakları uzun göstermesin, kadınları daha ince ve uzun göstermesine rağmen ayak bilek burkul­ması, çekiç parmak deformitesine sebep olması, ağrı yapması ve nasır oluştur­ması gibi kötü sonuçlara da yol açar.

Doktorlar kadınların acı veren ayakkabılar giyeceğini bilir­ler. Eğer kadınlar ayaklarını korumak için bazı yöntem­ler uygularsa şikâyetleri azaltabilir. Ayrıca modaya uymak demek daima yüksek topuklu ayakkabı giy­mek anlamına da gelmez.

Hangi ayakkabı?
Ayakkabı seçiminde çok geniş bir yelpaze var­dır. Yüksek topuklu ayakkabı giymek her zaman güzel olmayabilir. Bu nedenle ayakkabı seçimin­de ister düz olsun ister topuklu olsun ayakkabının dengesi iyi olmalı­dır. Ama mekanik olarak dengeli ve rahat olma­sı kadınlar için kullanılacağı anlamına gel­mez. Kendini iyi ve güvenli hissettiren ayakkabılar rahat olmasa da tercih edile­bilir. Buna rağmen ayak içinde iken acı veren ve “bugün bir an önce bitse” dedirten ayakkabılar seçilmeme­lidir.

Kadınlar genellikle rahat ayakkabılar giymeleri konusundaki tavsiyelere kulak asmazlar. Ama topuklu ve sıkı ayakkabı giyenle­rin gün içinde ara ara ayakkabılarını çıkartmaları, ya da geceleri giymelerini öneri­lir. Genellikle ayağın rahatlığı için 5cm'den daha yüksek olmayan ayakkabılar tavsiye edi­lir. Yüksek topuklu ayakkabı giyildiğin­de sadece ayak değil diz ve belle ilgili problemlerin artacağı bilin­mektedir. Ayağın ön kısmına ve parmaklara aşırı yük binmektedir. Başparmağın altındaki sesamoid denen küçük kemikçikler­de ödem veya kırıklara yol açabil­mektedir. Sıkışan parmakların sinirleri zedelene­bilir, ağrı, uyuşukluk veya iğnelenme hissi gibi şikayetlere sebep olabilir. Yapılan bir araştırmada ayak problemleri ile yüksek topuklu ayakkabı giyme arasında ilişki bulun­muş, 1900 kişinin %29’unda genç yaşta yüksek topuklu giyenlerin ile­ri yaşta daha çok ayak problemi yaşadığı gösteril­miştir.

Kore’de yapılan bir çalışma­da yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde diz çevresi kasların yürüme sırasında­ki dengesini değiştirdiği gösterilmiştir. Yüksek topuklu­da zorlu yürüyüşler veya hareketler yap­mak ayak bileği çevresi bağlarının da zedelenme­sine sebep verir. Ayrıca ayak bilek burkulma­larına sebep olarak gerek bağ kopmaları­na gerekse kırıklara yol açabilmekte­dirler.

Son zamanlarda yüksek topuklu ayakkabı ile yürüme kursları verilmekte olan yerler bile açılmıştır. Ağırlığı ön­den daha arka kısma verip hamstring (bacak arkası) kasların daha çok kullanılması­nın ağrıları ve problemleri azaltacağı söylenmekte­dir. Topuklu ayakkabılar güzel ve çekici görüne­bilirler ama moda olan acı çekmek değildir. Ömür boyu üzerinde durduğumuz ayaklarımızı çok sıkıntı­ya sokmamamız gerekir. Ayak problemleri­ni çözmek veya tedavi etmek zordur, bu nedenle olmasından ziyade önlenmesi daha önemli­dir.

Konuyla ilgili aramalar: yüksek topuklu ayakkabıların zararları , yüksek topuklu ayakkabı giymenin zararları nelerdir

Baş ağrısı nasıl geçer? Baş ağrısına neler iyi gelir?

baş ağrısı nasıl geçer

Baş ağrınızdan kurtulmak için hemen ağrı kesici ilaçlara sarılmayın. İlk olarak doğal yöntemlerle üstesinden gelmeye çalışın, doğal tedaviler­le geçmezse doktora başvurun.

Baş ağrısı bütün günününüzü berbat ede­bilir. Stresli, uykusuz veya sinirli geçen bir günde, moralinizi bozan bir şey olduğun­da ortaya çıka­bilir. Basit baş ağrıları daha çok stres, hava duru­mu, tansiyon ve kanda oksijenin azal­masından kaynaklanır. En çok görünen türü sinirsel kaynaklı ağrı­lar olarak da adlandırılan, gerilimli ortam ve stresten ileri ge­len gerilim tipi baş ağrı­larıdır. Önce ensenizden başlayıp kafanızın alt kısmına doğru ilerleyen ve gözleri­nize kadar yayıla­bilen bir ağrı bu. Özellikle masa başında çalışanlar için kaçınıl­maz bir eziyet halini alabi­liyor baş ağrıları.

Migren, çoğunlukla ataklar halin­de gelen bir baş ağrısıdır. Krizler bazen üç gün, üç gece devam e­der. Migren günümüzde başlı başına bir nörolojik hastalık ola­rak kabul edilmektedir. Ülkemizde her 100 kişiden 16'sında migren oldu­ğu tahmin ediliyor.
Kadınlarda erkeklerden daha fazla­dır.

Öte yandan, migrenin nedenleri tam olarak bilin­miyor. Beyindeki uyarıları ileten kimyasal maddelerde bazı değişiklik­lere bağlı olduğu düşünülüyor ancak bu değişiklik­lerin neden oluştuğu konusunda araştırma­lar halen devam ediyor.

Migren ve baş ağrısı üzerinde yapılan çalışma­larda çıkan sonuçlar, orta dereceli aerobik egzersizlerin baş ağrısı yoğun­luğunu, sıklığını ve süresini azalta­bileceğini göstermiştir. Bu sevindirici bir haber, çünkü zaten genel sağlığı­nız için hafta 3 kez egzersiz yapmanız gerek­li. Egzersiz yapan kişilerin beyninde endorfin ve diğer kimyasal­ların artması sonucunda migren atak­larının azalabildiği ve nedenlerinin zamanla indirgenebileceği öngörülmüş­tür. Endorfin, vücutta ağrı mekanizmasını azalta­bilen kimyasal olarak bilinmekte­dir.

Kafatasından omuz­lara kadar uzanan kaslar genelde sertleşebilip kasıldığından baş ağrılarına sebebiyet vere­biliyorlar. Baş ağrısının nedenleri her ne olursa olsun, bu kasları gevşettiğinizde bir rahat­lama söz konusu olabilir sizin için. Bu kaslar kasıldığı zaman kafanızın arkasın­dan başlayıp üzerine doğru çıkan sinirlerde şişme meydana gele­bilir. Bunun sonucunda baş ağrısı kaçınıl­maz olabilir.

Baş ağrınızdan kurtulmanız için bazı doğal tedavi yöntemleri:

Açık havada yürüyüş:
Stres ve gerilimden uzak bir ortamda dinlenmeye çalışın. Bulunduğu­nuz yerin havadar olmasına özen gösterin. Ağrı­dan dolayı ışığa karşı duyarlılığınız arttıysa karanlıkta dinlenin. Eğer yapabi­lecek gücünüz var ise açık havada yürüyüş yapmak da baş ağrısına iyi gelecektir.

Karanlık, sessizlik ve kuytu bir ortam:
Migren kaynaklı olduğundan emin oldu­ğunuz bir ağrı ise karanlık ve sessiz bir odada yatarak krizi atlatmayı dene­yin.

Başınıza Masaj:
Şakaklarınıza, kaşlarınızın arasından alnı­nıza doğru ve burun deliklerinin üzerinden başlayarak göz kenarlarına doğru cildi­nizi gererek masaj yapın.

Ayaklara Masaj:
Ayağınızın altında bulunan bazı noktalara baskı uyguladı­ğınızda sizi rahatlatacak stresinizi ve gerginliğinizi alacak­tır. Ayakkabılarınızı çıkarıp ayaklarınızın altına golf topu gibi ufak bir nesne yerleş­tirip ayağınızı üzerinde gezindirin. Daha etkili bir masaj için ayağınızın sığa­bileceği bir kutuya bilye doldurup ayanızı ile üzerlerine basıp gezdirin. Sizi rahatlatacak­tır.

Vücudunuzu Sağa Sola Hafifçe Esnetin:
İç organlarınızı sıkıştırarak onların toksik madde­leri atmalarına yardımcı olabilir. Aynı zamanda omurganızın etrafındaki kas­lara masaj gibi gelir. Bunu oturduğunuz yerden kalkmadan da gün içinde kolaylıkla yapa­bilirsiniz.

Sıcak bir duş:
Sıcak duş, vücudunuzda gevşeme hissi yaratır. Duşa girmez­seniz bile, ayaklarınızı sıcak su dolu bir kapta bekletin. Ardından su ılıyana dek soğuk su ekle­yin. Ayak banyosundan sonra çoraplarınızı giyin ve dinlen­mek üzere yatın. Beyinde yükselen kan akışı bu şekilde ayaklara aktarılır ve baş ağrısı sona ere­bilir.

Soğuk kompres uygulamak:
Bir bezi soğuk suyla ıslatmak suretiyle veya bir poşete buz koyup başı­nıza hafifçe soğuk kompres uygulayın.

Gövdenizi Gerin:
Özellikle sürekli oturarak çalışıyorsanız arada bir göğsünüzü şişirerek, omuzları­nızı aşağı doğru gererek gövdenizin tamamını gerin. Üzerinizdeki stresinizi alıp daha iyi konsantre olmanızı sağ­lar.

Çömelme Hareketi:
Bildiğimiz basit bir çömelme hareketi yapı kalkarak omurganızı uzatarak sırtınızda bulu­nan sinirleri rahatlata­bilirsiniz. Çenenizi göğüslerinize değdirerek çömelin ve yavaşça kalkarken önce bacak­larınız düzelsin, sonra beliniz, sırtınız ve en sonda çene ve kafanız düzelsin. Böylece omurganız sanki bir kırbaç gibi dalga­lansın. Çok rahatlayacaksınız.

Balık yağı, makarna ve muz gibi gıdalar:
Beslenme otoriteleri, muz, makarna ve balık yağının baş ağrısına iyi gelen besin­ler olduğunu söylüyor. Acı kahveye bir iki damla limon suyu damlatıp karıştırarak içmek de baş ağrısına iyi gele­biliyor.

İlaç Kullanma:
Ağrı kesici kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danı­şın. Ancak, her ağrıda ilaç kullanmayı alışkanlık haline getirirseniz, bir süre sonra ilaç ağrıları yaşamaya başlar­sınız. Bir tür ilaç bağımlısı olduğu­nuz için ağrılarınız bu sefer ilacı almadığınızda başlar. Dolayısıyla müm­kün olduğunca ağrı kesici almamakta fayda görülmektedir. Bu tür bağımlılıkları yine doktor kontrolünde ilacı bırakarak veya farklı bir ilaç­la atlatıp bu tarz baş ağrılarınız­dan da kurtulabilirsiniz.

Baş ağrılarınızda kendi kendinize şu veya bu ağrısı diyerek tanı koymaktan kaçının. Sık tekrarlayan ve uzun süren baş ağrısı şikayetiniz varsa sağlıkla ilgili her konuda olduğu gibi, bu durumda da uzman bir doktora başvurmak en doğru seçimdir.

Konuyla ilgili aramalar: başım çok ağrıyor , baş ağrısını nasıl geçerebilirim , baş ağrısına bitkisel çözüm, baş ağrısının doğal tedavisi

Gerilim Tipi Baş Ağrısı Nedir? Tedavisi ve Korunma Yöntemleri

gerilim baş ağrısı

Gerilim Baş Ağrısı Nedir?
Gerilim baş ağrısı, baş ağrısı türleri içerisinde en sık görülen tip­tir. Migrende bile daha fazla görülmektedir. Nedenleri arasın­da; Çevresel faktörlerin değişmesi, üzerine aşırı sorumluluk alma, hayal kırıklıkları, ailesel ve ekonomik sorun­lar gibi insan yaşamındaki önemli değişik­likler sonucu yüz, baş ve boyun kaslarının sürekli gerilmesi ile ortaya çıkan şiddetli türde bir baş ağrısı­dır. Baştaki veya boyundaki kas­ların kasılması, stres veya huzursuz­luk, uzun süre aynı pozisyonda otur­ma, trafik kazası gibi bir darbeye veya depresyona bağlı da görüle­bilir.

Gerilim tipi baş ağrısı iki taraflıdır. Başımıza bastırıcı etki veren, sıkışıyormuş gibisinden bir ağrı verir. Düşük bir olasılıkta olsa baştaki gerilim tek taraflı ve zonklayıcı tarzda gelişebilir. Çoğu kez hasta kendi kendisine migren tanısı koyar. Oysa hem mekanizma hem de tedavi yönünden gerilim baş ağrısı migrenden çok farklı bir biçim­de ele alınmaktadır. Migrenli hastalar kuytu sessiz bir yer arar­ken gerilim baş ağrısından yakınan hastalar tam tersi gezip dolaş­mak isterler. Gerilim baş ağrısı migre­nin aksine tek bir bölgeyi tutmaz. Daha fazla nokta­yı etki eder. Gün ilerledikçe şiddetle­nir. Saatler boyunca sürer gider. Migrende ağrı öncesin­de görülebilen görme bozukluğu ve diğer belirtiler gerilim baş ağrısında yok­tur. Gerilim baş ağrısında baş, boyun ve omuz bölgesi kaslarında basınç uygulamak­la yansıyan ağrının ortaya çıkmasına neden olan tetik­leyici noktaların (trigger points) ortaya çıkma­sı önemli bir bulgudur. Gerilim baş ağrısının en önemli özelliği genel­likle boyun bölgesinden başlayarak tepeye doğru yüksel­mesi ve sıkıştırıcı bir ağrı şeklinde seyretmesi­dir. Hastalar çoğu kez bu durumu başın mengeneye alınmış gibi sıkıştırılması şeklinde nitelendirir­ler. Baş ağrısı; gereğinden az ya da fazla uyu­ma, gereğinden az ya da fazla yeme, fazla alkol tüket­me, aşırı gürültüye maruz kalma, aşırı çalış­ma ve diğer sağlık sorunları ile gerilim baş ağrınız tetiklene­bilir.

Baş ağrısının yanı sıra bir çok hasta­da başta yanma hissi, keçeleşme, dokunma ile hassasiyet gibi bulgu­lar ortaya çıkar. Ayrıca odaklanma güçlüğü, uykusuzluk gibi yakınmalar ağrıya eşlik ede­bilir. Bulantı ya da kusma görüle­bilir. Ancak çoğu kez migrende olduğu kadar şiddetli değil­dir. Bir başka önemli nokta migrenin ve gerilim tipi baş ağrısının bazen birlikte görüle­bilmesidir. Hatta migren ağrılarından yakınan bir hastada zaman içeri­sinde gerilim tipi baş ağrısı da oluşa­bilir ve gerilim tipi baş ağrısının belirtileri daha ön plana geçe­bilir. Bu durumda hastalar baş ağrıları­nın şeklinin, süresinin ve sıklığının değiştiğini ifade eder­ler.

Bu tür baş ağrılarının egzersizle ve hareketle bir ilişkisi yoktur(merdiven inip çıkmak, eyilip bir şey almak, spor vs.). Bulantı olabilir fakat kusma genel olarak görülmez. Bir hafta kadar sürebilir. Kronik tarzda aylarca sürebildiği de olmaktadır.

Gerilim Baş Ağrısının Tedavisi:
Modern tıbbın gelişimiyle paralel gerilim tipi baş ağrısının tedavisinde bir çok yöntem geliştirilmiş­tir. Ağrı kesiciler ve kas gevşetici ilaçların yanı sıra depresyona karşı kullanılan ilaç­lar son derece etkili olmak­tadır. İlaçların yanı sıra çeşitli ilaç dışı yöntemler de baş ağrıları­nın kontrolünde sıklıkla kullanılmaya başlanmış­tır. Bu yöntemlerin başın­da gevşeme eğitimi gibi psikolojik girişim­ler gelmektedir. Hastalara nasıl gevşeyecek­leri öğretilmektedir. Bu yöntem özel­likle kas kasılması baş ağrılarının tedavisin­de son derece etkili­dir.

İlaç tedavisine ve gevşeme eğitimine dirençli ağrılar­da baş, boyun ve omuz bölgesinde tespit edilen tetikleyici nokta­lara çeşitli enjeksiyonlar yapı­larak kasların gevşetilmesi ve böylece ağrının kontrol altına alınma­sı yoluna gidilir.

Gerilim tipi baş ağrılarında doktor tavsiyesi dışında ağrı kesici ilaçlar kullanılmaktadır fakat bunu bir alışkanlığa dönüştürmemek gerekir. Çünkü ilaç baş ağrıları da oluşabilir. Yani bir tür bağımlılık uyandırıp ilaç almadığınızda başınız ağrıyabilir. Günlük düzenli olarak ağrı kesici alan kişiler için bu tür bir tehlike vardır. Bu tür durumlarda doktor kontrolünde ilacı kesmek gereklidir. Gerilim baş ağrılarında mümkün olduğunca ağrı kesici ilaç almamaya özen göstermeliyiz.

Korunma Yöntemleri:
Stresi artıran durumları belirle­mek ve onlardan uzak durmak çok önemlidir. Bunun için gerekirse psikolojik danışman­lık hizmeti de alınarak gevşeme teknikleri öğrenil­melidir.
Düzenli egzersiz yapmak ve yeterli ve düzenli uyumak şikayet­lerin gerilemesini sağlayacaktır. Bir başka önemli nokta da öğün­leri düzenli yemektir. Espiritüel ve hayata pozitif bakan kişiler­de gerilim tipi baş ağrısı diğerlerine oranla daha az görülür.

Konuyla ilgili aramalar: gerilim tipi baş ağrısı , gerilim baş ağrısına ne iyi gelir , gerilip baş ağrısı tedavisi

Uyurken Diş Gıcırdatma: Nedenleri ve Tedavisi, Bitkisel Çözümü

diş gıcırdatma

Stres, genetik hastalıklar ve çene yapısı diş gıcırdatmasının başlı­ca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu makalede diş gıcırdatmanın sebep olan etkenler ve tedavi yöntemleri­yle alakalı detaylı bilgileri alabilir­siniz.

Bruksizm yani diş gıcırdatma genellikle uyku esnasında olu­şan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayı­dır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip birey­ler bundan habersizdir.

Diş gıcırdatmanın sebepleri nelerdir? Bruksizmin diş gıcırdatması oluş nedenleri hakkın­da çeşitli görüşler vardır. Bazı araştırmacılar buruksizmin diş­ler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasın­dan kaynaklandığını, bazıları santral sinir sisteminde­ki bir hastalığın neden olduğu­nu bazı araştırmacılar da bu iki nedeni de kapsayan çok yönlü bir problem olduğu­nu ileri sürmektedirler.
Duygusal stresler Herkes stresin bruksizmin neden­leri arasında en önemli faktör olduğu konusunda fikir birliği içerisinde­dir. Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokuları­dır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddeti­ni artıran en önemli faktör olarak belirlenmiş­tir.
Aşırı sinirli, hassas, titiz bir yapıya sahip ol­mak
Malokluzyon dişlerin diziliş ve sıralanışındaki bozukluk­lar

Diş gıcırdatması sonucu ağız ve dokularında ne tür rahatsızlık­lar oluşur ve belirtileri nelerdir?

Dişlerin çiğneyici yüzünde oluşan aşınma: Dişlerin birbirleri ile sürtün­mesi sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsaya­bilirse de özellikle ön dişlerde daha etkili­dir.

Dişlerde kırılma: Dişleri sıkma ve gıcırdatma sonucunda ön dişlerin köşelerin­de arka dişlerin çıkıntılı kısımların­da mikro çatlaklar oluşur. Röntgen ile saptanamayan bu çatlaklar zamanla büyüye­rek dişlerin kırılmasına neden olur.

Dişlerde aşırı hassasiyet: Genellikle soğuğa karşı hassasiyet geli­şir.

Diş etinin geriye çekilmesi ve genellik­le bununla birlikte oluşan dişin boynunda diş eti hizasında oluşan çentik şeklinde­ki aşınmalar: Bu durumun oluşmasına neden ola­rak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilme­si ya da aşırı baskı uygulanarak yapılan diş fırçalama gösteriliyor­sa da , bruksizm hastalığının dişlerde bu gibi oluşum­lara neden olduğu bilin­melidir.

Dişlerde sallanma: Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallan­maya başlar. Aşırı basınç dişleri saran kemik desteği­nin kaybolmasına neden olur. Bu durumu telafi etmek için dişlerin kök­leri hizasında ekstra kemik çıkıntıla­rı gelişir.

Yanaklarda iritasyon tahriş: Özellikle dişleri birbir­lerine temas ettikleri kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmın­da çizgi ya da kabartı şeklinde fibröz bir oluşum mey­dana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla "yanak ısırma" olayı ile karşılaşı­lır.

Kas ağrısı: Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu bölgeler­de kas ağrısına neden o­lur.

Baş ağrısı: yukarıda belirti­len kas ağrısı zaman zaman baş ağrısı şeklinde kendi­ni gösterir.

Çene ekleminde ağrı : Çene eklemine aşırı yüklenil­me nedeni ile eklemde ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmek­tedir.

Bu belirtiler diş gıcırdatmasının hemen başlangıcın­dan itibaren ortaya çıkmaz. Olayın şiddetine ve süresine göre bazen yıl­lar sonra görülebilmektedir. Çoğunlukla belirti­lerin tümü birden olmaya­bilir. Bazen çok az belirti göstere­bilir.

Diş Gıcırdatmanın Tedavisi:
Tedavinin amacı dişlerde çene eklemin­de oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmak­tır. Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasın­da dişlerin birbirleri ile temasını engel­lemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştiri­lerek kullanılan “gece koruyucuları”, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önem­li araçtır. Ancak gece koruyucularının çoğunlukla tek baş­larına yeterli olamayabil­mektedir.

Bu nedenle hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucuları­nın yanında bazı ek tedavilerinde uygulanması gerekmek­tedir:

Stres terapisi,
Rahat uyumayı sağlayıcı önlem­ler,
Kas gevşetici ilaç uygulaması,
Hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplama­ların yenilenmesi,
Eksik olan dişlerin yerine koyula­bilmesi için protez uygulamaları.

Konuyla ilgili diğer kaynaklar:
Diş gıcırdatma, daha çok psikolojik nedenler­den (sinir, stres) dolayı ortaya çıkan; hiç de hafife alınmaması gereken bir hastalık. Özellik­le uyku esnasında artan diş gıcırdatması, diğer adıyla bruksizm hakkında Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu’nun verdiği bilgi­leri sizlerle paylaşıyoruz.

Diş gıcırdatma nedir?

Tıpta Bruksizm, olarak adlandırılan bu rahatsızlık uyku sırasın­da dişleri sıkmak, gıcırdatmak ve çeneyi kenet­lemektir. Halk arasında diş gıcırdatma olarak adlan­dırılır. Normal olmayan bir durum­dur. Genel olarak uyurken ortaya çıka­bilen bu durum bazı kişilerde yaşa­dığı olaylara bağlı olarak gündüzde ortaya çıkabilir. Çoğu kişi yaşadığı bu rahatsız­lığın farkında değildir. Birçok birey bu rahatsızlığı yakınları­nın onlara söylemesinden sonra fark eder. Diş gıcırdatma tehli­keli bir durumdur ve bireyin dişlerin­den oldukça rahatsız edici bir ses çıkar. Normal zamanda bu sesi çıkart­ması mümkün değildir.

En büyük sebebi: stres

Diş gıcırdatma, dişler arasındaki kapanış ilişki­sinin bozulmasından kaynaklanabilir. Fakat bu durum çok sık karşıla­şılan bir durum değildir. Genel olarak bu rahatsızlı­ğa sebep olarak günlük hayatta yaşanılan maddi ve manevi sorun­ların kişi üzerinde yarattığı psikolojik baskı neden olur. Çünkü birçok birey iste­diği ya da arzuladığı yaşam şartlarına ulaşama­dığı için bu olayı kendi içerisinde farklı boyut­lara taşır. Böylelikle uyku esnasında da diş gıcırdatma ola­rak ortaya çıkar. Bruksizm hastalığına stres dışında bireyin kişisel özellik­leri de neden olur. Aşırı sinirli, hassas ve titiz bir yapıya sahip olmakta bu tarz rahatsızlık­ların ortaya çıkmasında etken rol oynar.

Diş gıcırdatmanın dişlere verdiği zararlar :
Dişlerin çiğne­yici yüzeyinde aşınmalar olur.
Diş minelerinde oluşan rahatsızlık diş boyları­nın kısalmasına sebep olur.
Dişlerde kamaşma olarak bilinen, soğuğa karşı hassa­siyet belirir.
Ani diş sızlamaları gerçekleşir.
Diş ve çene arasındaki bağlarda gevşemeler oluşarak diş sallan­maları ya da dökülmeleri görülür.
Dişlerde kırılma ve diş eti çekil­meleri ortaya çıkar.
Aynı zamanda ağız yara­ları, baş ağrısı, çene ağrısı şakak ve yanak bölge­lerinde de kas ağrıları­na neden olur.
Bu belirtiler diş gıcırdatmasının başlangıcın­dan itibaren görülmeyebilir daha ileriki zamanlarda kişinin karşılaşa­bileceği problemlerdir.

Tedavi yöntemleri

Diş gıcırdatmanın yol açtığı rahatsızlık­ları ve kişinin diş gıcırdatmasına devam etmemesi adına ‘gece koruyucuları’ olarak adlan­dırılan silikon içerikli madden yapılmış diş plakları kullanılabilir. Genel anlam­da faydalı olan bu plaklar bazı kişilerde tedavi sürecinde yeterli olmadığı saptanmış­tır. Bu sebeple kişinin rahatsızlığı­nın seviyesine göre ek olarak kas gevşetici­ler, psikolojik terapi yöntemi, eksik dişlerin yerine protez tedavi­si uygulanabilir aynı zamanda hatalı yapılmış dolgu ve kap­lama varsa bunlarda yenilene­bilir.

Kaynak: pudra.com

Diş Gıcırdatması için Bitkisel Tedavi Yöntemi:
Aktar Hüseyin Ermiş'den diş gıcırdatma sorununa bitkisel çözüm

Diş gıcırdatma porblemini, pek çok insan yaşamakta­dır. Özellikle, çok yorucu veya gergin bir günün ardın­dan, gece uyku sırasında, diş gıcırdatma olayı görüle­bilir. Yani bu olayın temelinde aslında stres vardır. Bu sorun için, aktar Hüseyin Ermiş'in çay tarifi aşağıda­dır.

GEREKLİ MALZEMELER:
* 1 tutam melisa,
* 2 tutam kişniş,
* 1 tutam ökseotu,
* 1 tutam anason,
* 1 tutam sarıkantaron,
* 1 tutam meyan kökü,
* 1 tutam şerbetiçiotu,

HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ : Bütün malzemeler karıştırılıp, soğuk suyun altında tozu git­mesi için güzelce yıkanır. 2 bardak kaynar suyun içerisi­ne atılıp 1 dak. kaynatılır. 10 dak. demlendirildik­ten sonra, akşam yatmadan 1 saat önce içilir.

Konuyla ilgili aramalar: diş gıcırdatmasının nedenleri , diş gıcırdatmasına bitkisel çözüm , diş gıcırtdatma neden olur , diş gıcırtdatma hastalığı , uyurken diş gıcırdatmanın nedenleri , yatarken diş gıcırdatma

Dozimetre Kullanma Talimatı

  >>> Dozimetre Kullanma Talimatı <<<


1. AMAÇ

Radyoloji bölümünde dozimetre kullanımı ve takibinin usul ve esaslarının belirlenmesidir.
2.    KAPSAM
Radyoloji bölümünün tüm çalışma alanlarını kapsar.
3.    SORUMLULAR
Bu talimatın yürütülmesinden Radyoloji Bölümü sorumlu uzman hekimi ve Radyoloji Bölümü sorumlu teknisyeni sorumludur. İlgili birimin diğer çalışanları talimata uymakla sorumludur.
4.    UYGULAMA
Dozimetre, radyoloji ile ilgili tüm alanlarda çalışan ve radyasyona aktif olarak maruz kalan çalışanların kullanmak zorunda oldukları bir kontrol aracıdır. Dozimetre kullanımını zorunlu kılan durumlar ve işleyiş aşağıda sıralanmıştır:
1-      Radyasyona maruz kalabilecek ve kalma ihtimali olabilecek kişiler (sekreter veya kayıt elemanı da dâhil) için birim sorumlusu (Radyoloji uzmanı) tarafından TAEK'e gönderilmek üzere talep formu doldurulur. Bu forma, dozimetre istenecek çalışanın çalıştığı yer, adı soyadı, kadrosu yazılır ve radyoloji uzmanı tarafından imzalanarak yetkili kuruma ulaştırılır.
2-  Dozimetresi hazır olan çalışan idari bölümde bu konuyla yetkilendirilmiş amirden imza karşılığında dozimetresini teslim alır. Aktif çalışılan zamanlarda, Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim merkezi'nin belirlediği kullanma esaslarına uygun olarak dozimetre formanın üst sol cebinde taşınır ve eğer çalışılmıyorsa dozimetre, radyasyon ortamlarından uzak bir dolapta muhafaza edilir.
3-  İdari bölümde bu konuyla görevlendirilmiş yetkili, TAEK'in talimatları doğrultusuna belli periyodik zaman aralıklarında çalışanlardan dozimetreleri ister ve içindeki filmi alarak TAEK tarafından gönderilmiş güncel filmlerle değiştirir. Radyasyona maruz kalmış filmler aynı yetkili tarafından TAEK'e ulaştırılır. Yeni film konulmuş dozimetreler kullanıcılarına teslim edilir.
4-  TAEK tarafından değerlendirilen filmler için hazırlanmış sonuç raporları idari yetkili tarafından radyoloji uzmanına ulaştırılır. Uzman sonuçları değerlendirir, doz aşımına uğramış çalışan yoksa raporları düzenli bir şekilde dosyalar. Varsa TAEK'in belirlediği sınırlar içinde çalışan radyasyon ortamından uzaklaştırılır.
5-  Radyasyona maruz kalan çalışanlar yasalar gereği her yıl 30 günden az olmamak üzere düzenli olarak şua iznine çıkarılır. Bu izin zorunludur ve birim yetkilisi tarafından koordine edilir.


>>>Devamı için lütfen sayfadaki indirme adreslerinden herhangi birini kullanarak talimatı bilgisayarınıza indiriniz.

Konuyla ilgili aramalar: Dozimetri kullanım talimatı

--> TALİMATLAR ANA SAYFASINA DÖN <--

Dozimetre Kullanım Talimatını İndir  -  Alternatif İndirme Adresi