bronzlaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bronzlaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güneş Yağı, Güneş Kremi ve Losyonlar

GÜNEŞ KREMLERİNİN ESASI

İlk güneş preparatı Huile de Chaldee adı altında Jean Patou tarafından 1925 yılında üretilmiştir. Salisilat dömentil içeren bu ürünün ömrü kısa olmuştur. Yaklaşık 10 yıl sonra Ambre Solaire yaygın kullanım bulmuş ilk preparat olarak 1936'da üretilmiştir. Bu preparatın bu ölçüde başarılı oluşunun bir diğer nedeni de Avrupa'da 1936'dan itibaren paralı izinin kabul ve tatil kavramının genişlemesi ile yakından ilgisi vardır.

Daha sonraları benzofenon, sinnamat, para-amino-benzoik asit gibi filtreli ürünler geliştirilmiş, bunun yanında köpük, aerosol, süt ve jel gibi taşıyıcılarda da önemli gelişmeler olmuştur.

Günümüzde tüketici "Yağ mı?", "Krem mi?", "Yoksa losyon mu?" sorusunu kolayca cevaplandıramamaktadır. Bu itibarla güneş preparatlarının bu değişik türleri hakkında da bazı kısa açıklamalar yararlı olacaktır.

Özellikle yağlar iyi örtücü ve en yüksek seviyede koruyucudurlar. Bronzlaşmaya katkıda bulunurlar, güzel bir renk oluşmasına yardımcı olurlar. Estetik olmayan görünümleri yanında ter ve yağ bezi ağızlarını kapatırlar, elbiseleri kirletirler. Yağlar daha çok vücut için kullanılırlar.

Kremler güzel korur ve her tip cilde uygundurlar. Özellikle yüz için uygun olup tek sakıncası suda çabuk çözündüklerinden sıkça tekrarlanmaları gerekir. Jeller akıcı değildirler, kolay yayılırlar, yağlı olmadıklarından kurutucu etki yaparlar. Yağlı ciltler için önerilir. Buna karşılık sütler daha az yağlı, daha hafif, daha serinletici olup hassas ciltler için iyidir.

Köpüklere gelince, ince ve homojen bir tabaka halinde yayılmaları avantaj gibi görünürse de güneş altında uzun süre kaldığında patlayıcı olabilirler.

Yanmadan Bronzlaşmak İçin

YANMADAN BRONZLAŞMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİR?

Çok hızlı esmerleşme estetik bakımından hatadır. Bu şekilde yanmaları soyulma takip edeceğinden bir hafta içinde renginiz dalgalı olacaktır.

Önce güzel saatleri seçin, sıcak saatler güneşin dik geldiği saatler olup infraruj ışınları hakim olduğundan cilt damarlarını açacak, esmerleşme değil kızarma yapacaktır. Bu bakımdan en iyi saatler ışınların oblik geldiği ve Ultraviyole A nın hakim olduğu 11.00'den önce, 15.00'ten sonraki saatlerdir.

İlk günlerde kısa güneş banyosu yapın, giderek bu süreyi artırabilirsiniz. Kısa kısa güneşlenmelerin tek uzun güneşlenmeden iyi olduğunu hiç unutmayın.

Güzel esmerleşmek için, şişte kızaran tavuk misali devamlı dönün. İyi esmerleşmek eşit esmerleşmektir, ideal olan kendi etrafında yavaş ve muntazam olarak dönmektir. Bu şekilde renklenme yüzeyde maksimuma ulaşacaktır. Yani esmerleşmenin kalitesi bir ölçüde buna bağlıdır.

Güneşe çıkmadan önce, güneşlenme sırasında ve sonrasında uygun güneş kremleri sürmek de yararlıdır.

Güneş ve Cilt Kanseri

Cilt kanserlerinin diğer iç organ kanserlerine oranla daha çok görüldüğü bilinmektedir ve bugüne kadar bu kanser üzerinde yapılan araştırmalarda da daha çok güneş suçlu bulunmuştur. Ne var ki, cilt kanserine yakalananların iyileşmesi mümkün olduğu için, bu kimseler şanslı sayılırlar. Fakat bu kanserin tedavisi de bir hayli uzun sürer. Bu nedenle, güneşte kalmayı sevenler cilt kanseri tehlikesini hiçbir zaman akıllarından çıkarmamalıdırlar.

Yapılan araştırmalara göre ultraviyole ışınları hücre çekirdeğinde bulunan genetik maddeyi, başka bir deyimle hücrenin yapısal özelliğini meydana getiren DNA'yı bozmaktadır. Bunun sonucu olarak hücrenin normal düzeni ve büyüme hızı bozulmakta, koloniler halinde kanser hücreleri üremeye başlamaktadır.

Belçikalı Prof. Dr. Gerald Pirard'a bir gazeteci şöyle bir soru yöneltmişti;

"Herkes 120 yıl yaşayabilseydi, genellikle cilt kanserine yakalanarak ölürdü diye bir görüş var, siz de buna katılır mısınız?"

Doğal olarak sayın profesör, bu görüşe katılıyor ve konuya bir birikim olayı olarak bakıyor. Gerçekten de güneş ışınlarının zararlı etkileri yıllarca birikim yaparak kanserojen özellik kazanmaktadır.

bronzlaşmak, cilt kanseri, cilt sağlığı, güneşin cildimize etkileri, güneşin zararlı ışınları, güneşte kalmak,

Hatta bazılarına göre her yaz sonu güneşten yanmış ve bronzlaşmış tenin açılmasıyla cilt kanseri tehlikesi sıfıra inmiş sayılmıyor, aksine her yıl artmış oluyor. Yani "güneşe ilk çıkıştan itibaren saat işlemeye başlıyor."

Beyaz tenli, ince derili, mavi gözlü ve kolay yanan kimselerin cilt kanserine yakalanma tehlikesi daha fazladır, ve en tehlikeli noktalar da burun, alt dudak, yanaklar ve kulaklar gibi güneşte kalan kısımlardır. Ancak, "Benim tenim nasıl olsa dayanıklıdır" diyerek güneşte daha uzun süre kalan esmerler de birikim faktörünü unutmamalıdırlar, özellikle 40 yaşı aşmış normal kişilerin daha bilinçli davranması gerekmektedir.

Bronzlaşmak

YANIK TENLİ OLMAK GEREKLİ MİDİR?

Ünlü Fransız dermatoloğu Aron Brunetiere diyor ki: "Kesinlikle inanıyorum ki, kadınlarımız Coco Chanel'in şeytanca ortaya attığı süper brun homogene modasından önce yaptıkları gibi, güneşte fazla kalmamaya özen gösterselerdi, deri hekimleri hastalarının üçte birini, güzellik enstitüleri de müşterilerinin yarısını kaybederlerdi."

Gerçekten de 1925 yılında Fransız moda yaratıcısı Coco, "Beyaz ten, sağlık belirtisi sayılmaz, aksine hastalık belirtisidir" deyince, o günden itibaren hanımlar beyaz tenli kalmaktan çekinmeye başladılar. Halbuki o tarihten önce bronz ten değil "sütlaç gibi bir ten" geçerliydi.

İşte o günden beri yaz aylarında yanık tene sahip olmak sorunu herkesi, özellikle kadınları uğraştırıyor. Uzmanlar bu konuda onlara yardımcı olabilmek için çeşitli çareler öneriyorlar. Estetisyenler, kozmetikçiler, doktorlar hemen herkes kendine düşen görevi yerine getirmeye çalışırken, esas ilgili olması gerekenler, yani güneşte yananlar, bu konuda ne yapıyorlar? Kendi ciltleri ile ya da kullandıkları güneşlenme ürünleriyle ilgili bilgileri kimlerden ve nasıl alıyorlar? Güneş hakkında ne biliyorlar? Tatil öncesi kaç tanesi bu anlamda bir check-up yaptırıyor?

Günümüzde bir kadına güneşe çıkması yasaklandığı zaman gerçek bir dram yaşanıyor. Hasta yıkılmış bir şekilde ve trajik bir bakışla "Peki ben şimdi ne yapacağım?" diye adeta inliyor.

Bu noktada realist olmamız gerekir. Söylediklerimiz bazı özel hastalıklar dışında güneşin tamamen yasaklandığı anlamına gelmez.

Bu bakımdan kendine özen gösteren, cildini daha uzun süre arzu ettiği şekilde görmek isteyen kişinin bazı bilgilere sahip olması gerekir.

Sözün kısası, güneşin size dost gibi davranmasını istiyorsanız, lütfen oyunu kurallarına göre oynayın.

GÜNEŞİN YARARLARI

Genellikle güneşin bazı zararlı etkileri işlendiğinden yararlı etkilerinin olup olmadığı çoğu kimse tarafından bilinmemektedir. Hemen ifade etmek isterim ki, yararlanmasını bildiğimiz takdir de güneş, gerçek tedavi edici bir yardımcıdır. Bizler cilt hekimliğinde ultraviyole ışınlarından yararlanarak birçok hastalığı tedavi etmekteyiz. Bunlar arasında ergenlik sivilceleri ve sedef hastalığı başta olmak üzere, bazı kaşıntılı hastalıklar ve ekzama türleri sayılabilir. Ancak, başka konularda da güneş dostça davranmaktadır. örneğin kalsiyum metabolizması düzenleyicisi olarak D vitamini yapımı ve kemik kırılmalarına müsait etkisi vardır. Gene bir antiseptik etki ile vücuda mikrop ve mantarların yerleşmesini engeller, zihinsel faaliyeti artırır, genel toniktir, çalışma ve verim üzerine olumlu etkisi vardır. Fabrika işçileri üzerinde yapılan bir çalışmada güneş gören ve suni aydınlanma ile çalışılan yerler arasında yüzde 17'lik bir randıman farklılığı gözlenmiştir. Aynı zamanda güneş görmeyen çalışma yerlerindeki işçiler arasındaki iş kazaları sayısında da yüzde 11 artış saptanmıştır.

Güneş ışınlarının saç büyümesine olumlu etki yaptığı bilinmektedir. Nitekim kış aylarında ortalama günde 0.340 mm büyüyen saçlar, yaz günlerinde 0.539 mm kadar büyümektedir. Ancak, bu konuda tüm vücut kıllarında büyüme hızlanması söz konusu olmaktadır, dolayısıyla aşırı kınanmaya müsait kişilerin dikkatli olması gerekmektedir.

GÜNEŞ IŞINLARININ ZARARLARI

Şimdi de güneş ışınları etkisiyle kötüleşen bazı cilt hastalıklarından söz etmek istiyorum.

Bazı insanlar güneşe hiç tahammül edemezler, kolayca yüzlerinde kızarma, kaşıntı ve içi su dolu kabarcıklar oluşur. Bu güneş ekzaması olan kişiler ve güneş ışınlarına kurdeşen tarzı reaksiyon gösteren kişilerin ancak tedbirli olarak güneşlenmesine izin verilir. Buna karşılık porfiri, lupus, eritematodes ve pellegra gibi cilt hastalıkları bulunanların güneşlenmelerine asla müsaade edilmez. Tabii ki güneşin cilt kanseri ile ilişkisi bulunmaktadır. Bu konuda birazdan geniş açıklamada bulunacağım, ancak hemen söylemek gerekir ki, ciltlerinde çok sayıda ve değişik görümünde benleri olanların, hatta lekeli veya çillilerin de güneşe çıkmadan önce bir doktora müracaat ederek belirtilerinin ne olduğu hususunda bilgi alması gerekmektedir.

Bir estetik sorun gibi görünüyor ama, aslında tam bir sağlık sorunu olarak kabul edilmesi gereken elit kırışıklıkları ve erken yaşlanma problemi üzerinde de güneş ışınlarının olumsuz etkileri bulunduğunu hatırlatmak isterim.