Anne Sütünün Önemi

ANNE SÜTÜNÜN ÖNEMİ

Anne bebeğinize ilk 6 ay başlı başına yetebilecek, ondan sonra ise bebeğiniz ihtiyaç duyduğu süre kadar verebileceğiniz (bu sürenin ek gıdalarla birlikte 3 yıla kadar uzayabildiği görülmektedir), bebeğinizin beden ve zihin gelişimi için ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini içerisinde barındıran tek ve en kıymetli besindir. Anne sütü doğumdan sonraki saatler içerisinde, kolostrum ya da ağız sütü dediğimiz sarımsı rengi olan maddeyi de salgılar. Ağız sütü dediğimiz bu sarımtırak renkli anne sütü çocuk için oldukça kıymetlidir çünkü. Çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirir, bağırsak fonksiyonlarını düzenler, ishale yakalanmasını engeller ve bebeğinizin mikroplara karşı dirençli olmasını sağlar. Anne sütü alan çocukların beyin gelişimi de sağlıklı bir şekilde devam eder ve bu sebepledir ki anne sütü ile beslenen çocukların zihinsel kavrama yetenekleri daha iyi olmaktadır.

Anne sütünün anne içinde bir çok avantajı vardır. Herhangi bir hazırlık gerektirmez. Anneden direkt olarak çocuğa verildiği içinde enfeksiyona yakalanma riski içermez. Annenin psikolojik olarak rahatlamasını, bebeği ile arasındaki manevi bağın kuvvetlenmesini sağlar. Lohusalık depresyonu dediğimiz emzirme dönemi psikolojisini atlatmasını sağlar. Anormal seyredebilecek rahim kanamalarını engeller. Annenin ileri dönemde yakalanabileceği meme kanseri ve rahim kanseri gibi ciddi hastalıkları büyük oranda engellediği, klinik olarak da kanıtlanmıştır. Buradan da anladığımız üzere, anne sütünün önemi sadece bebek için değil anne için de oldukça fazladır.

Anne sütü alan bir bebek ile almayan bir bebeği kıyaslayacak olursak;

Anne sütü alan bebeklerin astım, bronşiolit, bronkopnömoni gibi solunum hastalıklarına, alerjik hastalıklara yakalanma oranı anne sütü almayan bebeklere göre çok daha düşüktür. Otizm gibi zihinsel rahatsızlıklara, bebeğinizin ileri dönemlerde karşılaşacağı ishal ve gastroenterit gibi mide ve bağırsak hastalıklarına ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski azalır.

İlgili aramalar: anne sütünün önemi nedir? anne sütünün faydaları nelerdir? ağız sütü nedir?

Doğumdan Sonra Dolaşım Sisteminde Görülen Değişiklikler

LOHUSALIKTA DOLAŞIM SİSTEMİNDE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Gebelik süresince önemli derecede değişikliklere sahne olan kalp ve dolaşım sistemi, lohusalık devresinde yavaş yavaş normale döner. Gebelik esnasında %20-25 oranında artan kan hacminin büyük bir kısmı plasentanın çıkış devresi esnasında fizyolojik kanama ile dışarı atılır. Doğumu takiben 2 hafta içinde plazma hacmi, hemoglobin ve eritrosit değerleri normale döner. Lökosit sayısında ise doğum esnasında ve onu takiben 12.000-15.000'e yükselen bir artış görülür; fakat birinci haftadan itibaren lökositler de kanda normal değerlerini kazanırlar.

Doğumdan Sonra Memelerde Meydana Gelen Değişiklikler

LOHUSALIKTA MEMELERDE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Memelerde, doğumdan sonra hormonal mekanizma ile süt oluşmaya başlar. Bu suretle 2. veya 3. günden itibaren kolostrum adı verilen sarımsı beyazımtırak sıvı, yerini yağ damlacıkları, protein, şeker, tuz ve sudan oluşan gerçek anne sütüne bırakır.

Memelerde, süt oluşması nedeniyle kısa zamanda dolgunluk ve ağırlaşma meydana gelir. Bu dolgunluk, bebeğin düzenli aralarla meme emmesi suretiyle ortadan kaldırılır ve bu olaylar doluş-boşalış şeklinde emzirme devresince devam eder. Emziren kadında doğum sonu rahim küçülüşünün daha düzenli ve çabuk seyrettiği dikkati çeker.

Emzirmeyen annede göğüslerdeki ilk birkaç günlük dolgunluğu takiben süt salgısının azaldığı ve göğüs şişkinliğinin hafiflediği görülür. Bu suretle süt birikiminin sebep olduğu ağrı da kısa zamanda ortadan kalkar.

Doğumdan Sonra Karın Sarkması

DOĞUMDAN SONRA KARIN SARKMASI

Gebelik devresinde ileri derecede gerilmiş olan karın kasları ve karın derisi, doğumu takiben tamamen gevşek durumdadır. Karın kaslarının tekrar eski gerginliklerini kazanmaları lohusadan lohusaya büyük farklar gösterdiği gibi zamana da ihtiyaç gösterir. Bununla beraber her doğum karın duvarında az veya çok bir gevşeme ve sarkma meydana getirir. Bu durum fazla doğum yapmış kadında daha belirgindir.

Karın kaslarının eski gerginliklerini kazanmasında lohusalık jimnastiği önem kazanır. Belli figürler içinde yapılan bu günlük egzersizler, karın, perine, kalça ve bacak kaslarını kuvvetlendirirler.

Gebelikte karın derisi üzerinde meydana gelen çizgiler hiçbir zaman kaybolmaz; ancak renkleri solar ve beyazımtırak çizgiler şeklinde izleri kalır. Aynı sebeplerden dolayı bazı kadınlarda kalçalar ve memeler üzerinde oluşmuş çizgiler de geçirilmiş gebeliğin işareti olarak arta kalır.

Gebelik esnasında yüzde maske şeklinde oluşan renk koyuluğu, erken lohusalık devresinde derece derece solarak kaybolur.

Lohusalıkta Rahim Boynunda Meydana Gelen Değişiklikler

RAHİM BOYNUNDA MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Doğumdan sonra rahim boynu ileri derecede yumuşak ve gevşek olur. Ortasında yer alan kanal açıktır ve birinci haftanın sonlarına kadar parmak girişine imkan verecek bir durumu muhafaza eder. Rahim ağzının kenarları az veya çok taze yırtıklar gösterir. Rahim gövdesinin küçülüşüne paralel olarak boynunun da sertleşmeye başladığı ve boyun ortasındaki kanalın daraldığı dikkati çeker.

Mide Yanmasının Kesin Tedavisi Nedir?

MİDE YANMASININ TEDAVİSİ

Mide yanmasına kalıcı çözüm arıyorsak mutlaka doktora giderek muayene olmalıyız. Mide yanması için bir Gastroenteroloji uzmanına görülerek gerekli muayene, inceleme ve tetkikler ışığında doktorumuz bize tavsiyelerde bulunur ya da ilaç tedavisi başlar. Mide yanmasının altında çok önemli bir patoloji saptarsa cerrahi bir müdahale ihtiyacı da duyabilir. Eğer mide yanması için o an doktora gidecek durumunuz yoksa, bir bardak süt içerek ya da bir dilim kızarmış ekmek hazırlayıp yiyerek de mide yanmanızı yatıştırabilirsiniz. Evde yapabileceğiniz bu anlık tedaviler dışında, reçetesiz olarak satılan mide asidini baskılayıcı antiasit türü tablet ve pastiller de mide yanmasının anlık tedavisinde kullanılabilir. Birçok insan bu tür ilaçları uzun süre kullanarak mide yanması için bir çözüm arayışına girmiştir fakat bu tür ilaçlar birkaç saatliğine mide yanmanızı geçirir. Esas yapılması gereken sorunun kaynağını bulmak ve mide yanması yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durmaktır. Mide yanması yapan kola, gazoz gibi her türlü asitli içeceklerden; alkollü içeceklerden; çok kahve içmekten; poğaça, açma ve benzeri mayalı yiyeceklerden; turşu, turşu suyu gibi salamura yiyecek ve içeceklerden; çok acılı ve çok baharatlı gıdalardan uzak durmak gerekir. Uzak duramıyorsak bile bu tür yiyecek ve içecekleri miktar olarak oldukça azaltmalıyız.

Ayrıca yemeklerden hemen sonra yatmak ya da uzanmak, midedeki yiyeceklerin parçalanması ve emilimini hazırlamak için salgılanan mide asidinin yukarı doğru hareketine neden olacaktır. Bu da yanmaya neden olacak ve reflü gibi sorunları beraberinde getirecektir. Böyle durumlarda normal bir şekilde oturmaya özen gösterin.

İdrardan Kan Gelmesi Hangi Hastalığın Belirtisidir?

İDRARDAN KAN GELMESİ HANGİ HASTALIĞIN BELİRTİSİDİR?

Birçok hastalık idrardan kan gelmesine neden olabilir. Bunlar; vücut bünyesinde oluşan taşlar, enfeksiyonlar, kanser hastalıklarının neden olduğu tümörler, zorlanmaların neden olduğu basınç nedeniyle oluşan kanamalar ve travma dediğimiz yaralanma, çarpma gibi kazalar sonucuyla meydana gelir. Bu saydığımız tüm nedenler, idrara çıkışlarda kan görülmesine neden olabilir.

İleri yaşlardaki erkeklerde idrardan kan gelmesinin nedenleri daha çok böbreklerde, mesanede(idrar kesesi) ve prostatta görülen tümörlerden veya büyümeden kaynaklanmaktadır. İleri yaşlarda genellikle bu ihtimaller üzerinde durulur.

Vücut bünyesinde oluşan böbrek taşı, mesane taşı, prostat taşı gibi taşların neden olduğu kanamalarda, genellikte kanamaya ağrı da eşlik eder. Bu kanamalarda ağrı da olduğu için, taşların neden olduğu kanamalarda, hastalar doktora daha çabuk başvurmaktadır. Öyle ki ağrı bazı zamanlarda o kadar şiddetli olur ki hastalar acil servise başvurmak zorunda kalırlar. Daha hafif şiddetteki ağrılar ise oturmuş taşların neden olduğu ağrılardır. Kanama ile birlikte idrarda zorlanma ve şiddetli ağrı gibi bir şikayette var ise bu durumda mesane taşının sebep olduğu bir kanamayı akla getirebiliriz.

Enfeksiyonların sebep olduğu kanlı idrar vakaları, daha çok kadınlarda görülen sistit hastalığının neden olduğu kanamalardır. İdrarda kanama ile birlikte bu hastalığa yakalanan kadınlar; ani olarak idrara çıkma ihtiyacı duyarlar, sık idrara çıkarlar ve idrar yaparken yanma hissi ve ağrı duyarlar. Erkeklerde de idrar yollarında enfeksiyon görülmektedir fakat kadın genital organının dışarıya olan bağlantısı daha kısa olduğu için kadın üreme organları daha kolay mikrop kapmaktadır. Bu nedenle de idrar yolu enfeksiyonları daha çok kadınlarda görülen bir rahatsızlıktır.

Bilhassa genç erkeklerde prostata bağlı nedenlerden ve idrar yolu darlıkları nedeniyle idrara çıkışlarda idrarla birlikte kan görülebilir.